5 Kasım 2014

Sözlerimin arkasındayım, birinden saklanıyorum da

Sana nasihat vermek gibi olmasın ama başladığın yazıyı hemen bitirmelisin günlük. Yani taslak olarak yarım kalan yazının istikbali az yazılmış ve kaderine terk edilmiş yazıdan çok daha parlak. Eğer bu yazdığım metni başladığımda bitirmiş olsaydım yaklaşık bir haftadır vicdan azabıyla gezmezdim. Halbuki “iyi yazmak” üzerine okuduğumuz kitap ne diyordu kısa yazın.

Olayımız düzgün konuşmak. Mesela atık veterinerler bile çok hasta hayvanımız için ne diyor “onu uyutmamız lazım”. “Onu öldürmememiz lazım” demiyorlar. Bu manasını hemen anladığımız ama kafamızdaki arşiv yerleri ayrı cümleler gibi hayatı kolaylaştıran dile ihtiyacımız var. Ulu orta, paldır küldür öldürücü cümleler kuran arkadaşları gerçek hayata sadece twittere yakışacaklarına inananlardanım.

22 Ekim 2014

Demek yılda 55 bin kitap yayınlanan bir ülkede yazar olmak istiyorsun!

Geçen gün TV’de tartışma programında ünlü bir köşe yazarı, konuşmasında kendine soru sordu “Benim alıntı yapmaya ihtiyacım mı var! Ve birden hiddetlendi “Ben Koskoca makalemi on dakikada yazıyorum!” değince beynimde yeni bir çağ açıldı, haftalarca tekrar yazılan çağ (küt diye) kapandı.
Eğer bir makale on dakikada yazılıyorsa bir kitap beş günde, güle oynaya yazıla bilinir. İnsanın o zaman yılda on, on beş kitabı rahatlıkla raflara dizebilir. Tabi ki böyle bir şey yok. Çok satan kitaplarda da bile aynı yazarı her sene görmek mümkün değil.

Yazarlık meselesiyle ilgili bu ay iki kitap okudum. Önce “Demek yazar olmak istiyorsun!” u okudum. Daha çok yazarlığın traji-komik yanlarını anlatıyordu. Bu duruma ünlü olma halinde başımıza gelecek felaketler de diye biliriz.
Sonra “İyi yazmak üzerine” diye bir kitap okudum ki bu teknik konulara önerilerde bulunuyor. Muhafazakar (dil bilimci edası) eleştiriye tabi ki karşıyım. Ama bin yıllık edebiyat külliyatını elini tersiyle itmek aptallık olur. Maalesef okumayan ama yazan arkadaşlarda özensizliği görmek insanı gerçekten üzüyor.

Belki sizde fark etmişinizdir kitapların sonlarına doğru (kitap bitiyor diye yazar sevindiği için midir nedir?) olaylar birden  heyecan dozu yükseliyor. “İyi yazmak üzerine” de de böyle oluyor. O sakin görmüş geçirmiş, yılların yazı emekçisi tavır bitiyor ve tam editörlere kafa atmak üzereyken kitap bitiyor.

Dikkatini çektiyse günlük bu sefer birz daha ciddi yazmaya çalışıyorum çünkü “İyi yazmak üzerine” diyor ki okuyucuya sırnaşmayın. Tam kelime bu değil tabi, ben de bu tavsiyeye uymaya çalışıyorum.
Yazarlığın her aşamasında zorluklar var anlaşılan, başlarda kısa bir TV tanınırlığıyla köpek mamasını bile imzalayan yazarımız sonlara doğru tanıtım gezilerindeki otellerdeki bit pire tahta kurusu arkadaşlarımızı beğenmeyerek evine yazı yazmaya dönmeyi iple çekiyor. Sanatçı olmak kavramı üzerine çok yazıla bilinir. sanat nasıl bir yanıyla ticari bir ürün se maalesef sanatçı da öyle bakınız Andy Warhol.
Neyse ki bizde İtalya'da ki gibi yazar, ressam çok seven bir millet değiliz. Ne yayın evleri ne de galeriler onlara yatırım yaparak yormuyor . Tabi bir de astronomik avanslar, menajerler hatta halkla ilişkiler gibi gereksiz şeyler de mevcut değil.

En çok satanlar raflarına girmek, gazetelerde tanıtımımızın çıkması, şehir şehir neredeyse turnedeymiş gibi dolaşmanız yemekli toplantılardan aç kalkmanız falan bizim için parodi gibi.
Kitapta başka hoş tespitler var, mesela mülakatlarda hep “Ben hiçbir kitabınızı okumadım ama diye” başlaması yada daha korkulanı “Ben maalesef ben okudum ve...” diye devam eden rutinler. Ve (haince) “Peki dijital yayıncılık hakkında ne düşünüyorsunuz” gibi.

Diğer okuduğum kitap “iyi yazmak üzerine” baya şey öğrendim. Mutlaka yazıyı birinci tekil üslubuyla yazmak ve kısa yazmak gibi. Tabi kelime başına ödeme yapılıyorsa (böyle bir dergiye yazı verdiğimde manasız uzatmaları ben de yaptım maalesef)  saçma bir öneri oluyor. Ama en çarpıcısı saptama okurun dikkatini sadece otuz saniye olmasıydı. Yani şu an kimse bu yazıyı okumuyor sanıyorum...

Şimdi sevgili alıntımıza bağlanıyoruz:
a. Arkadaşınız olduklarını düşündüğünüz bazı kişiler, kitabınızda kendilerinden bahsettiğiniz gerekçesiyle size selam vermemeye başlarlar.
 b. Arkadaşınız olduklarını düşündüğünüz bazı kişiler, kitabınızda kendilerinden bahsetmediğiniz gerekçesiyle size selam vermemeye başlarlar – ki bu ilkinden daha kötüdür.
   c. Arkadaşınız olduklarını düşündüğünüz bazı kişiler, kendilerinin yazdıkları kitapları reddedilirken sizinkinin nasıl yayınlanabildiğine anlam veremedikleri gerekçesiyle size selam vermemeye başlarlar.
   d. Arkadaşınız olduklarını düşündüğünüz bazı kişiler, sizin bulunmadığınız ortamlarda yazdıklarınız hakkında hiç de hoş olmayan yorumlar yapar ve sizin bundan ancak aynı yorumlara ancak internet üzerindeki bir tartışmada rastlamanız sayesinde haberiniz olur.
Kitabın künyesini de verelim:
Demek Yazar Olmak İstiyorsun!
GIUSEPPE CULICCHIA
Çeviren: Nazlı Birgren
AYLAK ADAM YAYINLARI
Not: “İyi yazmak üzerine” kitabının yazarı: William Zinsser
Yayınevi 6:45




6 Ekim 2014

Doktor, doğruyu söyleyin deli miyim neyim ben?

“İnsanların psikiyatrik rahatsızlıkları hakkında böyle utanç hissetmeleri beni oldum olası hayrete düşürmüştür. İnsanlar ayakları kırılıp yardıma ihtiyaç duyduklarında utanmazlar, ama psikiyatrik tanı ve tedavi alanında kaydedilen muazzam gelişmelere rağmen pek çok kişi hâlâ  akıl hastalığının kişisel bir zayıflık, utanılacak bir şey olduğuna inanır.”


Nasıl alıntıyı başa koyarak seni bir nebze de olsa şaşırtmayı başara bildim mi Günlük? 
Yazıda soru sorulmasını pek hoşlanmasam da (çünkü bana gerçekten soru sorsa cevabımı da isterdi diye düşünürüm) ama ne de olsa burası bir blog ve alta yorum ekleye bilirsin. 
O zaman sorulara devam, 

peki sen hiç yazı yazmadan önce aldığın bütün notları kaybettin mi? 
Ben bu yazının tüm notlarını kaybettim ve şimdi onları çok özlüyorum.
Pskiyatri bizim de çekindiğimiz bir bilim. Hem çok merak ediyor hem de gidene “hıh biliyordum zaten dediğimiz” danışmanlık..
Her kesimin ama en kültürlümüzün bile saklayarak gittiği klinikler. Oysa ki ne çok paralar veriliyor, onunla hava atsak ya mesela “yıllardır terapiye gidiyorum iki dükkan sattım gene de doyamadım” falan dense bak herkes nasıl akın eder. İmajını yenilemesi şart. Nitekim yaşam koçu denilen insanlara daha sıcak bakılıyor kadın programlarında kadrolu gibiler.

Bu kitapla psikolojinin atmosferine kaptırıp ruhumuzun derinliklerine ineceğimizi sanırken daha çok  hafif sorunlara göz gezdiriyoruz, çoğu da fiziksel rahatsızlık çıkıyor zaten (kan şekerinin düşüklüğü gibi) belki artık manyaklık konusunda gerçek dünya kendini aştığından öyle “o my got! “ diyeceğimiz bir durum yok. 
Tabi çıplaklığa performans sanatından aşina olanlar için yazıyorum bunu. İnsan bedenine o kadar uzaksak belki de uzayda (arkasına takılacağımız) yeni bir koloni aramalıyız.

Aslında bu hayatta çok satanlar raflarına pek takılmıyorum, mesela son aldığım kitap, Doglas Adams’ın Doctor Who'su  şu ara sırıtarak onu okuyorum. Çok geri kalmış sanmayın beni Otostopçunun Galaksi rehberi baş ucu kitabımdır (Anlayın nasıl bir insanım) Yani böyle birinden öneri aldığınız hiç unutmazsanız...

Çünkü biliyorum şimdi neden Türk kitapları okumuyor falan diyenler olacaktır içlerinden. Sorunun cevabı tamamen keyfimin kahyasıyla ilgili, yani ben de bilmiyorum. Sonuçta eleştiri yazmıyorum, okuduğum kitapların hissiyatını yazıyorum, sevgili günlük...

Eleştirilecek kitaplar yok mu? Var hem de nasıl, hele bazı kitaplar var “Ne böyle kelimeler bir araya nasıl gelmiş? Cümle olmaya ne ara karar vermişler? Ben salak mıyım acaba?” diye sordurtan kitaplar. Başka  nice kitaplar okumuşum haklarında ağzımı bile açmamışım. Sadece teknik olarak okuduklarım var nasıl konuyu ilerletmiş, heyecan unsuru nerede? Mizah var mı? Yazar kitapla köşeyi nasıl dönmüştür? diye.

Tekrar bahsi geçen kitaba dönersek (ki hiç oradan ayrılmalıydık) Yaklaşık 15 olay yazılmış, beni en çok eğlendiren iki hayatı olan adamın ustalığı oldu. Bir de ilgimi çeken doktor olurken kendilerine takındıkları roller (taktikler). Doktorumuzun nasıl yıllar içerisinde sınıf atladığı da gözlerimizden kaçmadı tabi. 
Son olarak ben olsam kitap kapağına kutu mendil resmi koyardım, çok kullanılan obje olma sebebiyle. Onun için de animasyonunu yaptım.

Ve işte karşınız da kitabın künyesi:
Bir Pisikiyatristin Gizli Defteri
Gary mall – Gigi Vorgan
NTV yaynıları


27 Eylül 2014

8. Beyoğlu Sahaf Festivali Sizleri Bekliyor!

İstanbullular çok iyi bilir. Kafanızı sağa çevirirsiniz egzoz dumanı, sola çevirirsiniz trafik karmaşası.  İnsanda ne moral kalır ne de motivasyon. Ömrünüzden ömür bile götürür bunların derdi tasası…

Lakin gelin baştan başlayalım. Düşünün ki;

Kafanızı sağa çeviriyorsunuz bir çadır içi dolu kitap, sola çeviriyorsunuz daha büyük bir çadır ve daha çok kitap. İrili ufaklıklı çadırlar sırayla kurulmuş ve küçük bir kitap obası kurulmuş. Ne kadar güzel değil mi?

Hoş geldiniz 8. Beyoğlu Sahaf Festivali’ne J

Beyoğlu Belediyesi’nce düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali, 17 Eylül'de kapılarını kitapseverlere açtı ve halen de açık. İstanbul Tepebaşı’nda olan bu festival size kitapların dünyasında yeni bir seyahat vaat ediyor.

Bu yıl İstanbul ve Türkiye'nin değişik illerinden yaklaşık 70 sahafın katıldığı festivalde; asırlık kitaplar, tarihe tanıklık eden dergiler, eskiye ait yazılar, eski fotoğraflar, film, tiyatro afişleri, nadide levhalar, mektuplar, kartpostallar ve özel koleksiyonlar, stantlardaki yerini almış durumda.

Ayrıca festival kapsamında yapılacak olan mezattan elde edilecek gelir, yeni eğitim-öğretim döneminde maddi durumu yetersiz çocuklara bağışlanacak.

7 Ekim’e kadar açık olan festivale kesinlikle katılmanızı öneririm. Yeni baskılarını okuduğunuz birçok kült kitabın ilk baskısını görünce, yüzünüzde oluşan tebessüm bile her şeye değer.

Sağlıcakla ve kitaplarla kalın…


Doğukan DOĞAN

22 Eylül 2014

“Bir Sanatçı Gibi Araklayın”

Kıskançlık krizinin panzehiri olarak ne kadar çikolata yesem olmayacak (tekrar ve tekrar). Bu kitap karşında çaresizliğim görülmelidir, animasyon karakterlerinin çeneleri yerlere kadar iner ya öyle bir durum içsel olarak yaşandı günlük (kusura bakma ama okuyucuya günlük demek adetimdir zar zor bulduğum bu dengeyi bozamayacağım:).

Yaratıcılık üzerine yazılmış en sarsıcı kitap şu an sol elimde. Birkaç kitap daha var bol bol altını çizdiğim ve notlar aldığım ama bu kitap tasarımıyla, cesaretiyle her anlamıyla göz dolduruyor. Yalnız kitabın şöyle bir kötü huyu var sayfalar dağılıyor, hepsini tek tek bantlamak zorunda kaldım bu da kitabı asırlar öncesinden kalmış izlemini doğurdu. Fotoğrafta görüldüğü gibi kabına sığamayan hali bantlarım şefkatine muhtaç.

Kişisel gelişim kitaplarını neden seviyoruz? Çünkü bize sahada yaşanacaklar konusunda taktik veriyor. Bu bize iyi geliyor, her zaman ilhama, ustalara ihtiyaç duyduğumuz sanat alanında daha çok kırılgan olmamız normal. Austin Kleon otobiyografik deneyimlerini tüm samimiyetiyle açıyor bize. Bu manada “Demek Yazar Olmak İstiyorsun!” kitabına benziyor.


Kısa, kısa çalışma yöntemi sunan yazar bir çok sanat dalıyla birden ilgilenmenin faydalarını direk kendi bünyesinde denemiş, gerçekten de kendini yola getirmeyi başarmış gözüküyor. Gözüküyor diyorum çünkü İnstagram'dan takip ediyorum. Bu bile (sosyal medya) sanatçılık için yeni bir durum, hayatınızın ne kadarını paylaşmak karizmayı çizdirmez? Birkaç ünlü yazar takip ediyorum “ne kadar rezil olursam o kadar iyi” diyende var lortlar kamarasındaymış gibi dik duranda.

Kleon eski bohem artık hayatların kalmadığını yazıyor. Evli çocuklu ve düzenli çalışan olan insanların sanat yapması mümkünmüdür? Ona göre evet! Bu durum zaten insanı disipline eder. Bana kalırsa hayır! İş hayatı bazen deli de eder. Çünkü çalışma saatlerinden güvenliğe kadar her şeyin sorunlu olduğu gibi ülkelerde kendini (kimliğini) iş yerinde kaybetmek çok mümkün.


Alıntı, çalıntı, ilham almak konusunda da yeterince örnek veriyor. Kafamızın içindeki hiçbir imge bize ait değil aslında tam olarak kimseye ait değil. Çocukluktan itibaren biriktirdiğimiz ne varsa onlarla konuşuyor, onlarla yemek yapıp, ilanı aşk ediyoruz. Bilgilerimize kendimizi de katıp tekrar ürettiğimizde çalmış olmuyoruz. Kitabın ismi de tam bu kışkırtıcılıktan çıkıyor. Sanat okullarında, uydu (kendine bağımlı) modeli öğrenci yetiştirilmesinin sakıncasını da insanı körleştiren bir eğitim olarak özetleye bilirim. İnsan bütün her şeyden beslenmeli ve kalbini en hızlı ne attırıyorsa önce takip etmeli, sürekli taklit edip sora da kendi baharatlarını eklemelidir bence de.

Yazıyla kolaj yapma tekniğini, her gün projenin üzerine bir parça eklemeyi, her objeye farklı açılardan bakmayı bu kitaplardan öğrendim, tabi görme biçimleri” kitabı da bu alanda tam bir baş yapıttır onu da belirteyim.


Sanatın zorlu yollarından geçerken nasıl para kazanacağız, kimlerden feyiz alacağız, davulun sesi ne kadar uzaktan hoş gelir, perdeleri akralik lekesi yapınca anneden terliğin geliş yönünü nasıl hesaplayacağız bütün bunların cevabı bu kitapta demeyi çok isterdim ama bazılarını belli ki biz bulacağız, bulduklarınızı da paylaşacağız...

Şimdi alıntı zamanı geldi çattı, daha doğrusu Kleonun önerilerinin bazıları şöyle:

“Taklit dalkavukluk değildir.”

“Ekrandan uzaklaşın.”

“Bildiğini değil istediğinizi yazın.”

“Üretken oyalanmayı hayata geçirin.”

“Sır: İyi iş çıkarın ve insanlarla paylaşın.”

Kitabın Künyesi:

Austin Kleon

www.austinkleon.com

Butik Yayıncılık

www.butikyayincilik.com


Not: New York Times'ın bestseller listesine girmeyen pek bir kitap yok gibi neredeyse bütün kitaplarda bu ibareyi görüyorum.

16 Eylül 2014

Kültür Çıkmazı'na Girmeye Hazır Mısın?

Bir dergi düşünün...

İçinde bolca edebiyat, kültür ve sanat barındıran, güncel yazılar, röportajlar, film tiyatro, kitap tanıtımları, şiir, deneme, öykü gibi birden fazla edebî tür sunan ve her türlü fanatizmden (spor, siyaset, din) uzak duran bir dergi...

Hayal etmek zor gibi ama bulmak da bir o kadar kolay…

11 Haziran 2014 tarihinde İlker Ardıç tarafından kurulan ve 3. Sayısı ile yoluna devam eden “Kültür Çıkmazı Dergisi” karşınızda…

Yayın hayatını aylık olarak sürdüren “Kültür Çıkmazı Dergisi” her ayın 5’inde yeni sayısını internet adresi üzerinden yayınlamaktadır...

“Kültür Çıkmazı Dergisi” özellikle genç yazarları teşvik eden bir misyonla yola çıkarak; edebiyata katkıda bulunmak isteyen ve henüz farklı insanlar tarafından okunma şansı bulamamış kişileri, okumaktan ve keşfetmekten tat alan kitleyi buluşturmayı ayrıca yeni nesil gençlere edebiyatı sevdirmeyi, sanat dünyası ile ilgili bilgiler vermeyi amaçlamaktadır...

1. sayısında “Başlıyoruz” ile vira diyen, 2. sayısında İkinci Yeni’nin kurucularından Turgut Uyar’ı konu almaları ve oğlu Hayri Turgut Uyar röportajı ile göz dolduran ve 3. sayısında da Orhan Kemal’i 100. yaşında kapağına taşıyan bir dergi Kültür Çıkmazı...

Biz okuduk, çok sevdik. Sizde okumak isterseniz çok uzağa gitmenize gerek yok...

İsterseniz www.kulturcikmazi.com üzerinden derginin tüm sayılarını online okuyabilirsiniz...

Eğer dergiyi. pdf uzantılı olarak indirmek isterseniz de başvuracağınız adres Mobidik.com olacaktır;
https://www.mobidik.com/kullanici/38428/kultur-cikmazi-yayinlari

İyi okumalar dileğiyle,
Doğukan DOĞAN

15 Eylül 2014

KÜTÜP-DÜNYA

Kendimize bir dünya kuralım. Duygularımıza, düşüncelerimize göre donatalım sonra bu dünyayı.  Altınlar, mücevherler olmasın burada. Köşkler, saraylar süslemesin hayallerimizi.  Son model arabalara yer vermeyelim yollarımızda. Yatları, katları, hizmetçileri de barındırmayalım bu hayali atmosferde. Peki nasıl bir dünya kuralım ? Ne özelliği olsun bu dünyanın. Hangi özelliği bizi cezb etsin. Nesi güzel gelsin bize ? Nesi çeksin bizi kendine ?

Şimdi gözümüzü kapatıp gönlümüzü açmanın vaktidir. Uçsuz bucaksız bir ummana dalmanın vakti. Hep gideceğimiz ve hiç yorulmayacağımız bir yol bekler bizi. Umudumuzun tükenmeyeceği bir diyar çağırır. Barışın hakim olduğu, güvenli bir barınak hazırlanmıştır.

Bilgi tohumları cümle fideleri olmuş. Fideler kitap ağacı… Ağaçlar orman… Ormanlardan kurulu bir bilgi cenneti … Her yer kitapla örülü duvarlarla korunaklı, güvenli bir diyar içindeyiz artık. Kapılar kitap, çatılar kitap, yollar kitap, dağlar, ovalar, göller kitap…

Gözlerinizi açın şimdi. Böyle bir dünyaya gerçekten adım atmaya hazırlanın. Bir kitap açın ve okumaya başlayın. Biter bitmez yenisini… Sonra başka bir yenisini… İşte kendimize kitaplarla bezeli bir dünya kurduk. Okuyarak, araştırarak kurulan bir dünya yıkılır mı hiç ? Yıkılmaz elbet. Biz de bu dünyaya sığındık mı, biz de yıkılmayız. Hiçbir yalancı kandıramaz bizi. Hiçbir kötü zarar veremez bize. Yeter ki yılmadan, yorulmadan okuyalım ve kendimizi bu kitap diyarında muhafaza edelim. Oradan asla kopmayalım, koparılmayalım.

Kitaplardan hiç ayrılmamak dileğiyle.