17 Kasım 2014

HABİL VE KABİL ÖNERMESİ

Zaman çok hızlı bir şekilde akıp giderken insanoğlu bu paha biçilmez hazinenin değerini anlamadan bilmeden heba eder, çar çur eder tüm vaktini. İyilik ve güzellik zamanlarını kana bulayıp birbirini katleden insan, barış için de yeni insanları öldürmeyi iş edinir kendine. İnsanın bu tutumu yeni değildir. ‘’Dünya ne hale geldi, insanlık bozuldu’’ laflarına kulak asmayın sakın! Dünya ve insanda değişen hiçbir şey yok aslında. İlk günden bu yana insan ve dünya aynı yapıdadır ve bu durumunu muhafaza etmiştir.
Dünyadaki ilk insanlar olan Hz. Adem’in evlatları Habil ve Kabil’in anlatıldığı kıssaları hepimiz duymuşuzdur. Duymuşuzdur da hiç düşünmüş müyüzdür acaba bu kıssaları? Düşünmedik mi? O zaman bir müddet düşünelim lütfen. Tüm koşulları, tüm detayları hatırlayarak düşünelim.
Dünyanın artık yaşanmaz bir hale geldiğinden dem vuranlar milyarlarca nüfusa sahip olan insanlığın savaşmasından ve kan dökmesinden dolayı bu gezegende bir dakika bile durulamayacağını anlatır durur. Sanki önceden buralar güllük gülistanlıkmış da sonradan böyle olmuş gibi…
O zamanlar dünyada fazla insan yoktu. Dünya nüfusu birkaç kişiden oluşuyordu. Bu birkaç kişiden biri de peygamberdi. Cennetten çıkarılan insan gurbette yeni bir düzen kurma ve yeni düzene alışma çabaları gösteriyordu. Akıl sahibi olan insanın tek yapması gereken sahip olduğu aklı kullanmaktı. Birkaç kişilik nüfus ve kocaman bir dünya!.. Sonra ne oldu ? Kabil kardeşine karşı hırslı davrandı ve onu öldürmek istedi. Amacına ulaştı. Kabil, katil oldu. Kardeş katili oldu. O günden sonraki tüm katiller de kardeş katili oldu zaten. Tüm insanlığın babası Adem Peygamber, evlatlarının birbirini öldürmesini üzüntüyle seyretti.

 
İnsan nüfusu bir elin parmakları kadarken suç oranı yüzde elliydi. Değişen hiçbir şey olmadı. Hala dünyanın yüzde ellisi öldürüyor, yüzde ellisi ölüyor. Her iki kişiden biri katil biri maktül. Bunu sadece bomba atarak adam öldürmek olarak düşünmeyin. Her gün insanlarla birlikte insanlık da ölüyor.
Gördüğünüz ve gördüğümüz üzere dünya nüfusu şu anda sıfırlansa, yine Nuh Peygamber’in zamanındaki gibi bir tufan olsa değişen hiçbir şey olmayacak. Aynı şekilde döngü devam edecek ve üç-beş kişi kalan insanlık birbirini öldürecek.
‘’İnsanlık bitmiş, bu nasıl bir zamandır yahu ?’’ diyerek tarihimizi temiz gösterme çabasını bir kenara bırakıp gerçekçi olalım. İnsanlığı olduğu gibi kabul edelim. En azından bu gerçekler doğrultusunda geçmişten bir-iki ders çıkararak gelecek zamanda hata yapma oranımızı düşürelim. İnsanlık için kurtuluş reçetesi elbette mevcut ancak insan her zaman bir tarafını kaostan yana tutarak bu reçeteyi sürekli elinin tersiyle itiyor.
Tüm dünyada savaş partileri eşliğinde atılan barış çığlıkları masum çocukların acı dolu yetim çığlıklarıyla muazzam bir senfoni oluştururken insanlıktan nasibini almamış medeni toplumun üyeleri bu korkunç manzarayı sosyal medyadan heyecanla takip ederek sadece beğen sekmesine tıklıyor.
İnsanlık kan dökmeyi, masumları bombalamayı, kardeş cinayetini beğeniyor; beğendiriyor. Bunları özendiriyor. Konuyu dağıtmadan birkaç şey daha eklemek istiyorum. Televizyon kanallarında yayınlanan dizilere, filmlere bakın. Hırsızlık, adam kaçırma, adam öldürme, gasp ve türlü kötü davranışlar karizmatik ve sempatik başrol oyuncuları sayesinde nasıl da güzel gösteriliyor. Anne-babalarımız hırsızlık kötüdür derken anne-babalarımızla izlediğimiz filmdeki yakışıklı ve çok sevdiğimiz başrol oyuncusu banka soyuyor. Bu soygunu sevdiği kızın ameliyat olabilmesi için yapıyor belki, belki de zenginlerden intikam alıyor. Her neyse… İşte o filmi izlediğimiz andan itibaren beynimizdeki devreler hasar görmüş oluyor. ‘’Durdurun dünyayı inecek var ‘’ sözünü burada sarf ediyoruz sonunda.
Sonra neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda bocalıyoruz. Bu bocalama sürecinin ardından kimimiz Habil kimimiz Kabil…

                Zaman hala akıyor. Kabil’ler hala boğazlayacak bir Habil arıyor.