28 Kasım 2014

Bir Yazı Dili Olarak Günlük

Kalenin etrafında gezen iki tip insan olduğunu daha önceden fark etmiştim. Biri, “işte burası kaynar yağı döktüğümüz burası da okçuları yerleştirdiğimiz yer”, diyen insan tipiydi, diğeriyse,” işte burası kanepeyi koyduğumuz burası da tabloları astığımız yer,”diyen. Wim gayet tatmin edici bir şekilde ilk gruba dahil olanlardan çıktı."

Kitaplardan ödünç ruh alabilirsin, onları elbise gibi giyebilir, kocaman ağır paltolar gibi sırtında taşıyabilirsin, belkide başından beri kâr hanende sayan birisin, hislerini onların hayatlarına iğneliye bilirsin, bilmediğin ülkelerin son baharlarında, ikiz kardeşi ölmüş 15 yaşında bir kız olarak bacağının sızısını hissedebilirsin.

Bence böyle bir kitap okunur günlük. Olayları hemen yanı başında yaşanıyormuş gibi hissettiğin kendi sırdaşına anlatır gibi yazılmış, içten, sevimli bir kitap bu.


“Ötekilerinin arasında” fantastik bilim kurgu kitaplarının rehberi gibi aynı zamanda. Rahatlıkla kendimize bu okuma listesini izlerken bulabiliriz. Zaten kitabın sonunda içinde geçen kitapların listesi de var. Baya uzun bir liste, baya merak ettiriyor, tabi yeni çıkan kitapları da takip ettiğimizi düşünürsek hakikaten günde bir kitap bitirmemizin yollarını arasak iyi olur. Tolkein külliyatı yazarımızı da ele geçirmiş durumda. Kitap 1970' lerden bahsetmesine rağmen “Otostopçunun galaksi rehberi” tesadüfü, espri gücümüze güç katıyor.

Ve baş rolde ergenlik (hele de bu dünyadan tokadı yemişseniz) çok zor bir süreç. Resmen mutasyona uğruyor vücudunuz, düşünceleriniz. O şahane çocukluk bitiyor sanki cehennemin reklamları dönmeye başlıyor etrafınızda.

Sevgili kahramanımız mori’nin çocukluğu da gayet gotik geçtiği için tutunulacak dalları, kitaplar, kütüphaneler ve kitap kulüpleri oluyor. Bacağında ki sakatlığa, hastanede askıya alıp çekme işlemi uygulandığında ki acılar hayatının başka prangaları.

Günde bir kitap bitirip derslerinin (matematik dışında) çok iyi olması “işte okumanın faydaları!” dedirtiyor. Kendisi gibi okulda dışlanmış insanlarla birlikte pekala mutlu oluna bileceğini de görüyoruz. Bir de şunu görüyoruz günlük, o zamanlar da bile televizyon pek itibarlı bir aygıt değilmiş.

Günlük yazmak (kurgu olarak) hakikaten kararlar verilmesi gereken bir durum ne kadarı gerçek ne kadarı hayal ürünü olacak, gayet cesurca bir durum. Bunun için yazarımız diyor ki: İnsanlar size bildiğiniz şeyleri yazmanızı söylerler, ama ben bildiklerinizi yazmanın uydurmaktan daha zor olduğunu öğrendim. Kendi hayatınız yerine tarihsel bir kesiti araştırmak daha kolay ve sizinle duygusal bağlantısız olan olaylar ile yaklaştığınız yerlere çok daha basit.
Bu korkunç bir tavsiye! İşte bu yüzden Galler vadileri diye bir yer olmadığını, altında kömür bulunmadığını, onları inip çıkartan kırmızı otobüslerin olmadığını; 1979 diye bir yılın, on beş diye bir yaşın dünya diye bir gezegenin asla var olmadığını keşfedeceksiniz. Ama periler gerçektir.


Ötekiler arasında
Jo Walton
İtaki yayınları
Çeviren:M. İhsan Tatari

Not: Gerçekten çeviri övgüyü hakkediyor, sayesinde kitap pırıltılar saçarak akıyor.