17 Kasım 2014

“Beni havaya uçurmaya çalıştınız diye azarladı gemi”

Douglas Adams’ın kayıp Macerası, Shada

Gareth Roberts
Çeviren Ülker Uyanık
İthaki Yayınları

İşte alıntımız: “Chris Persons bir sahilde, yabancı bir şezlongta oturmuş, yabancı bir dondurma yiyor, kendini her yere, her şeye tamamen yabancı hissediyordu. Gökyüzü ve deniz mavinin güzeller güzeli tonundaydı. Fakat doğru ton değildi bu. Kumlar altın rengindeydi, gerçek altın rengi. Her şey tatil broşürlerinden alınmış bir fotoğrafa benziyordu. Yine de dondurmanın tadı tam istediği gibi değildi. Şezlong ise parmağını sıkıştırmadan açamadığın dünya işi şezlonglara benziyordu.”


Daha önceleri bitmesin diye günde sadece bir bölüm okuduğum “Otostopçunun Galaksi Rehberi”nin yazarı Douglas Adams’ın Doctor WHO kitabın da yeni okumuş bulunuyorum. Dizisinin 1960 lardan beri BBC’ de yayınlandığını hatırlatarak o büyük insandan bahsedeceğim.

Douglas Adams’ o kadar ünlü ve başarılı bir yazar ki evreni ele geçirmeye ramak kalmışken (kalp krizinden) dünyamızdan göçüp gitmiştir. Umarız gittiği yerde kitaplar insanları okuyabiliyor, uzay gemileri sitem edebiliyor ve nesli tükenmiş canlıların günlük hayata dair diyaloglarıyla onu eğlendirmeyi başara biliyordur.

Bu öyle bir adam ki, hâlâ binlerce blogcu ondan bahsedip, yarım kalmış kitaplarını birileri yıllarını verip toparlıyor, akıl zindanından kaçmak isteyen kişiler (benim gibi) zaman zaman eski bir dosta sarılır gibi ona sığınıyorlar.

Şu anda Dr. who koca bir sektör olmuş durumda, dizisi grupları ve fanları var. Ben daha çok yazı kısmıyla ilgileniyorum. Çünkü kitapta öyle tanımlamalar ayrıntılar var ki tamamen kalbe çalışıyor. Kitabın çıkış noktası olup da gerçeğini mumla aratan yapımların az olmadığını bildiğim için o mecralara baya bir uzağındayım.

Douglas Adams’ın hakkında internette yeterince bilgi var ama genede bana ilginç gelen bilgileri toparlamaya çalıştım:

Mesela bir röportajında “Oteldeki dükkanda sadece iki düzgün kitap vardı ve ikisini de ben yazmıştım.”
 “Son teslim tarihlerini çok seviyorum. Yanımdan geçerken çıkardıkları 'vuşş' sesi çok hoşuma gidiyor.” Demiştir.
Bitmemiş kitabını toparlayan Gareth Roberts’in de kitapta son söz olarak açıkladığı Shakespeare’in bile yazılarının eleştirilmesine neden olan o meşhur “teslim tarihi” dir bahsedilen.

Her kesin de kabul edeceği gibi senaryodan tekrar romana çevirmek baya meşakkatli bir iş olmuştur, seyrettiğimiz sahnelerde ilgimizi çekebilecek onlarca şey varken akan görüntüde diyalogları pekte önemsemeyiz, ama yazıda öyle mi? Okuyucunun gözünden hiç kaçmaz. Yazıyla okuyucuya saydam, simden bir yol çizersiniz, bu yol ne kadar anlamlı, alımlı ve içten olursa birlikteliğiniz o kadar uzun sürer. Hele ki Otostopçunun Galaksi Rehberinin İstanbul telefon rehberinden daha kalın olduğunu düşünürsek bu yol baya uzun ve sürprizli.

Kitaba geri dönersek daha başında “Skara daha beş yaşındayken kuşkusuz bir biçimde Tanrının var olmadığına karar vermişti. Evrende bu karara varan tüm insanlar şu reaksyonlardan birini vermişlerdir – ya tamamen rahatlamışlar, ya da ümitsizliğe kapılmışlardır. Yalnızca Skagra, bir dakika diye düşünmüştü. Bu demektir ki, bir pozisyon açığı var.” Şeklinde çarpıcı bir girişle yakamıza yapışıyor devamı bu tür ilginçliklerle sonuna kadar mizahı elden bırakmayarak devam ediyor.

Ve küçük bir hatırlatma Douglas Adams yazdığı kısa öyküleri 12. yaşında yayınlanmıştır. ilk övgülerini edebiyat hocalarından almış ve desteklenmiştir. Bizim hocalarımız böyle absürt, bilim kurgu, fantastik yazı yazsak, ailemize “deli bu, deli alın bunu elimden” der.

Ve başka uzaysal tesadüf herkesin bahsettiği kuyruklu yıldız Philea meselesi, şahane sesleriyle hayatımıza girmesi oldu.