7 Eylül 2014

Bugün menüde aşk, ihanet ve diyabet var


TEPETAKLAK

Jami Attenberg

www.jamiattenberg.com

Çeviren: Uğur Portakal

Yayınevi: Martı

Kapak tasarımı: Yasin Öksüz

Umarım Yahudi takıntın yoktur, umarım yemekle ilişkin takıntılı hale gelmemiştir ve umarım kitap tanıtımlarını seviyorsundur.

Çünkü bu yazıyı okumanı engelleyecek şeyler bunlar. Diğer şeyleri rakibim olarak görmüyorum! (tamam tamam televizyonda maç falan varsa n'apalım bu benim markuz kaderim der çekilirim köşeme).

Yaz aylarında en çok kişisel gelişim kitapları satılıyor diye mi bilinmez kitabın kapağına BAZEN BAŞLANGIÇLAR İÇİN UMULMADIK BİR GİDİŞ GEREKİR... diye not eklemişler. Önceden uyarayım pek öyle kişisel gelişim kitabı kıvamında okuyacağımız bir kitap değil. Jami Attenberg olayları tatlı bir dille hatta bazı küçük eğlenceli oyunlarla anlatıyorsa da romanda herkesin hayatı gerçekten zor. Hele de Edie'nin ki, yüz otuz kilo diyabetin eline düşmüş herkesin hastalığı hakkında konuştuğu tatlı Edie'nin ki. Doktorların hayatı riskinin olduğu bir seri ameliyat sırasında kocasının (60 yaşında) onu terk edip flört defterini tekrar açması ve bu yolda yeşil sahalara hızla geri dönmesini diye özetliye biliriz kabaca. Tabi bu çok eksik bilgi olur.

Yazar saplantılarımızı canımızı acıtmadan (tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi) bir çok tadın arasında anlatıyor. Her kitap biraz biraz otobiyografiktir derler ya Middlestiein ailesini üç kuşak dan fazlasına vakıf oluyoruz bu genlerin takibi için tuhaf bir macera hiç beklemediğin kuşaktan biriyle yakınlaşmak hiç de şaşırtıcı değil, ne de olsa hemen hemen aynı duyguları yedi yaşından itibaren başlıyoruz tanımaya..

Romanın dili günümüz argumanıyla yazıyor ki bu benim de en çok ihtiyaç duyduğum kan grubu. Fantastik kitaplarda bile 3G, tablet bilgisayar, HD, facebook kelimelerini gözlerimiz arıyor. Kitapta başka bir hoşluksa hemen herkesin gözünden bakıyoruz yaşananlara.

Bu gerçekten çok iyi oluyor çünkü Richard'a tüm aile fertleri gibi nefret gözlüğünle bakmamızı engelliyor. Halbuki gerçek olan herkes sadece akıl sağlığını ve biraz mutluğun peşinde. Çok gerçekçi karakterler ve zaman atlamalarıyla insan piskoloji sinin nasıl değişkenlik gösterdiğini hissettiriyor.

Tavlanmaya muhtaç benliklerimiz nasıl kendine karanlık dolaplar bulduğunu bir kez daha

anlıyoruz. Bir cenazede kendini yemeğe veren Richard ilk defa karısını çok iyi anlıyor. “Kaybolmak için yemek yemek çok iyi bir yer” diyor içinden.

Şu notu da ben ekliyeyim erkekler için spor neyse kadınlar için de mutfak öyle bir kavram eğer bu hayatta etliye sütlüye bulaşmak istemiyorsan politik olarak (parodoksa bak ) o zaman yemekle ilgili blog açarsan müşteri garanti bulursun,

Belki de en parlak dönemlerini yaşayan mutfak kültürü bizi nasıl mutlu edeceğini çok iyi biliyor. Ve tabi ki sağlıklı yaşamak istiyorsanız hemen hemen hiç birini ağzınıza sürmemeniz gerekiyor.

Ne acı! Ne büyük savaş!

Şimdi şu alıntı yapmanın zamanı:

”Sonra yemekler geldi. Tabaklar dolusu cızırdayan, çöken, zengin, tuza ve şekere bulanmış yemek vardı... Dumanı tüten puf domuz eti çörekleri, ıstakoz sosuyla kaplı yeşil brokoliler, karides ve sakız gibi midyelerin içinde yüzdüğü börülce sosları... Kişnişli yeşil soğanlı krepler, baharatlı deniz mahsülleriyle dolu köfteler...”

“Bir düzine kadınla buluşmuştu Richard, çoğu trajedileri bir sünger gibi içine çekmişti. Bu kadınlar aslında biriyle buluşmak bile istemiyordu. Buluşmaya gelmişlerdi çünkü ya çocukları, anneleri, kardeşleri ya da arkadaşları onları bunlara zorlamıştı. Onlara kalsa cuma gecelerini evde yalnız oturarak geçirirlerdi ama daha ne kadar yalnız olabilirlerdi ki? İnternetteki profillerinde canlı, neşeli ve hayat dolu olduklarını vaat ediyorlardı ancak bu vaatler sadece buluşmanın ilk yarım saatine kadar dayanabiliyordu.”

Sanılmasın ki kitap dertli ve “ben bu hayatı tespih yaptım çekiyorum” tarzında,

asla! bol bol aşk var mesela, bu konuda yemek yemek kadar iştahlılar. Evet atmış yaşında yüz elli kiloda da insanla aşkı arıyor, dedikodu yapıyor, hastalanıyorlar ve sürekli yiyorlar. Tek korkuları bebeklikteki ihtiyaçlarına geri dönmek yani yatalak olup altlarının bezlenme durumuna o kadar.

Not: İtiraf edeyim uzun zamandır resimsiz, ergen üstü bir kitap okudum. Biz büyüklerin hayatı ne acayipmiş. Yemin ederim ejderhalı semalar, gizemli ormanlar daha tekin.