12 Aralık 2014

Neil Gaiman Fırtınası

Kitapçıya gittiğimde genellikle seçim yapmam zor olur. Ama tanıdığım sevdiğim bir yazarın kitabı çıkmışsa tabi hemen ona yönelirim.Eski bir dosta rastlamış gibi olurum. Neil Gaiman’ da böyle biri benim için. Bir çizgi roman yazarı olarak sevdim onu. Sandman albümlerinin (kalınlığı yüzünden) altında ezildim çoğu zaman, Servetimin çoğunu onun kitaplarına yatırdım.
İthaki yayınları etiketiyle bir çok kitabı raflarda. Bu ara yememiş içmemiş yazmış diyebiliriz kötü niyetli biri olsak, ama öyle biri değiliz. İyi ki var bu kitaplar, onlarda olmasa gibi şeyler yazıyoruz.

Ayrıca duyduğuma göre Hansel & Gratel'i tekrar yazdı ve çizimleri çok güzel oldu. Yakında onu da raflarımızda görmek isteyeceğiz.
Gerçekten de çizer dünyası ona bayılır, surreal gibi gözüken ama başı sonu düzgün hikayeleri vardır. Ve çok popülerdir, onu takip etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu yüzden kişisel web sitesi adresi yeterince dolu http://www.neilgaiman.com/
Bir de İngilizlere soğuk derler resmen adam cayır cayır dünyayı kasıp kavuruyor biyografisiyle insanı rahatlıkla çıldırta bilir. Ben “Yolun sonundaki okyanus”u okudum. Bir sürü satırın altını da çizdim. Beni daha çok bir birinin içine geçen imgeler etkiledi her zaman ki gibi.

Neil Gaiman kitabında da bildiğimiz dünyayı şiirsel, sisli imgelerle kaplayıp başka türlü bir rüyaya dönüştürüyor. Nairnia günlükleri gibi gerçek dünyadan fantastik dünyaya dolaptan değil, bir kova sudan okyanusa atlıyorsunuz. Ve dünyanın tüm bilgilerini okyanusun iç dalgalarından bakar gibi hayran kalıyorsunuz.

29 Kasım 2014

Kayıtsızca Yazmak

Zaman akıp giderken beyazlayan saçlarımdan yaşlandığımı anlamıyorum. Okuduğum kelimeler zamana karşı anlamını yitiyor. Aynı hoyratlaşan sevgiler gibi. Yazılanlar, süslü tabaklar içinde bizlere sunulmaya çalışılıyor. Sunan kişinin prezentable olması da çok çok önemli. Senin ne yazdığın nasıl yazdığın önemli değil. Hoyratlaşan insanoğlu sevgisini, kalemini, yüreğini de hoyratlaştırdı. En acısı da bu yapılan eskitme yöntemini en güzel tabaklarda bizlere sunuyor. Sunum iyi olunca biz insanoğlu da gözümüz kapalı seyredip okuyoruz. Yazmanın lüks olduğu bir dönemden geçiyoruz. Her dönem geleceğinin başlangıcı olduğundan bizlerde geleceğimizi anlamsızca gösterişe düşkün insanlara teslim ettik.

TESLİMİYETİMİZ OKUR YAZARLARA HAYIRLI OLSUN...

28 Kasım 2014

Bir Yazı Dili Olarak Günlük

Kalenin etrafında gezen iki tip insan olduğunu daha önceden fark etmiştim. Biri, “işte burası kaynar yağı döktüğümüz burası da okçuları yerleştirdiğimiz yer”, diyen insan tipiydi, diğeriyse,” işte burası kanepeyi koyduğumuz burası da tabloları astığımız yer,”diyen. Wim gayet tatmin edici bir şekilde ilk gruba dahil olanlardan çıktı."

Kitaplardan ödünç ruh alabilirsin, onları elbise gibi giyebilir, kocaman ağır paltolar gibi sırtında taşıyabilirsin, belkide başından beri kâr hanende sayan birisin, hislerini onların hayatlarına iğneliye bilirsin, bilmediğin ülkelerin son baharlarında, ikiz kardeşi ölmüş 15 yaşında bir kız olarak bacağının sızısını hissedebilirsin.

Bence böyle bir kitap okunur günlük. Olayları hemen yanı başında yaşanıyormuş gibi hissettiğin kendi sırdaşına anlatır gibi yazılmış, içten, sevimli bir kitap bu.

“İNİLTİ”

Hayatımız bazen başka insanların yollarıyla eskaza kesişiverir . Kendi hatalarımızı başka hayatlarla kıyaslarız. Hangimizin haklı hangimizin haksız olduğunu görürüz ve çoğu zamanda kabullenemeyiz hatalarımızı. Aslında çok büyük hayaller kurarız geleceğimize dair ve hepsi de bir bir kayıp gider avuçlarımızdan maalesef ki tutamayız zamanı. Kocaman düşlerin içinde kaybederiz kendimizi. Hayatın özünü kaçırırız oysa yaşama bilincini ve sevincini unutuveririz, dert biriktiririz kumbaramızda sorgusuz sualsiz. Hayat basittir aslında. Hepimiz gökten tek başına düşen bir yağmur damlası gibi tertemiz ve saf başlamışız bu kopyası serbest ama geçmesi zor sınava.  Dertlerimiz bir sigara içimi kadardır oysa bir o kadar da değersiz.
Dönüp geçmişime bakıyorum bazen ben de herkes gibi. Geçmişte kalan dertlerime bakıyorum, hangi sorunlarım şu ana kadar bana eşlik edebilmiş, hangileri hala beni terk edememiş…

Yok.

Dünkü çok çok büyük sorunlarımın hepsi zamana yenilmiş, eskimiş, bitmiş, kaybolmuş.
Elbette ki şu an bu satırları yazmama sebep olan melankolik bir halet-i ruhiye de olmam değil.
Sıklıkla olmasa da ara sıra şiir kitapları aldığım, okuduğumda olur. Bana orijinal gelen her şeyi irdelemek kişiliğimde mevcut olduğundan yeni bitirmiş olduğum bir şiir kitabıdır bana bunları yazdıran.

Kitabın adı “İNİLTİ”

17 Kasım 2014

“Beni havaya uçurmaya çalıştınız diye azarladı gemi”

Douglas Adams’ın kayıp Macerası, Shada

Gareth Roberts
Çeviren Ülker Uyanık
İthaki Yayınları

İşte alıntımız: “Chris Persons bir sahilde, yabancı bir şezlongta oturmuş, yabancı bir dondurma yiyor, kendini her yere, her şeye tamamen yabancı hissediyordu. Gökyüzü ve deniz mavinin güzeller güzeli tonundaydı. Fakat doğru ton değildi bu. Kumlar altın rengindeydi, gerçek altın rengi. Her şey tatil broşürlerinden alınmış bir fotoğrafa benziyordu. Yine de dondurmanın tadı tam istediği gibi değildi. Şezlong ise parmağını sıkıştırmadan açamadığın dünya işi şezlonglara benziyordu.”

Sorunun esareti

Yağmurun sesinin içimin tellerini ıslattığı bu günde yapacak hiçbir şey yok ne yazık ki. Şöyle nette bir sörf yapayım dedim, içim daha da karardı. Dünyanın her yanı savaş tehdidi altında, bir yerlerde barış anlaşmaları, diğer tarafta savaş anlaşmaları. Arada kalanlar ise maalesef ölüm yolcuları. Ülkemize sığınmış bulunan Suriye’li mültecilere gün geçtikçe de bakış açımız değişmekte. Sınırımızda ki gelişmeler elbette hepimiz için tedirginlik kaynağı, ancak insanlar neden savaşır? Bunun birçok sebebi olabilir ancak hiçbir sebep “Özgürlük” kadar önemli değildir. Özgürlük denilen şey, çok şey de feda etmeyi gerektirebilir. Hatta ölmeyi de…
Vakti zamanın birinde develer tellal iken pireler berber iken, masal bu ya; İki hükümdar varmış, gün gelmiş devran dönmüş kader bu hükümdarları bir savaş meydanında karşılaştırmış. İki tarafın ulaklarının karşılıklı gitgelleri iki hükümdarı savaşmaktan vazgeçirememiş. Savaşın en kanlı canlı zamanında kaybedeceğini anlayan hükümdarın biri savaşı daha fazla uzatmaya, daha fazla can kaybına gerek olmadığına hükmederek teslim bayrağını çekmiş. Bunu gören galip hükümdar savaşı bitirmiş. Ortalık normale döndükten sonra kaybeden komutanı huzuruna çağırmış. Elleri, ayakları zincirlerle bağlanan hükümdar huzura çıkarılmış. Savaşı kazanan hükümdar:

HABİL VE KABİL ÖNERMESİ

Zaman çok hızlı bir şekilde akıp giderken insanoğlu bu paha biçilmez hazinenin değerini anlamadan bilmeden heba eder, çar çur eder tüm vaktini. İyilik ve güzellik zamanlarını kana bulayıp birbirini katleden insan, barış için de yeni insanları öldürmeyi iş edinir kendine. İnsanın bu tutumu yeni değildir. ‘’Dünya ne hale geldi, insanlık bozuldu’’ laflarına kulak asmayın sakın! Dünya ve insanda değişen hiçbir şey yok aslında. İlk günden bu yana insan ve dünya aynı yapıdadır ve bu durumunu muhafaza etmiştir.
Dünyadaki ilk insanlar olan Hz. Adem’in evlatları Habil ve Kabil’in anlatıldığı kıssaları hepimiz duymuşuzdur. Duymuşuzdur da hiç düşünmüş müyüzdür acaba bu kıssaları? Düşünmedik mi? O zaman bir müddet düşünelim lütfen. Tüm koşulları, tüm detayları hatırlayarak düşünelim.
Dünyanın artık yaşanmaz bir hale geldiğinden dem vuranlar milyarlarca nüfusa sahip olan insanlığın savaşmasından ve kan dökmesinden dolayı bu gezegende bir dakika bile durulamayacağını anlatır durur. Sanki önceden buralar güllük gülistanlıkmış da sonradan böyle olmuş gibi…
O zamanlar dünyada fazla insan yoktu. Dünya nüfusu birkaç kişiden oluşuyordu. Bu birkaç kişiden biri de peygamberdi. Cennetten çıkarılan insan gurbette yeni bir düzen kurma ve yeni düzene alışma çabaları gösteriyordu. Akıl sahibi olan insanın tek yapması gereken sahip olduğu aklı kullanmaktı. Birkaç kişilik nüfus ve kocaman bir dünya!.. Sonra ne oldu ? Kabil kardeşine karşı hırslı davrandı ve onu öldürmek istedi. Amacına ulaştı. Kabil, katil oldu. Kardeş katili oldu. O günden sonraki tüm katiller de kardeş katili oldu zaten. Tüm insanlığın babası Adem Peygamber, evlatlarının birbirini öldürmesini üzüntüyle seyretti.